Piyasalar, Psikoloji ve Gök Cisimleri Üzerine

Astrolojinin nasıl çalıştığını bilmiyorum. Astroloji hakkında NE ve NE ZAMAN’ı açıklamada iyi olan birçok kitap, eğitim ve öğreti var, ancak bize NASIL hakkında bir anlayış vermiyorlar. 21. yüzyılın başında ihtiyacımız olan şey ise bu değil. Astroloji hakkında görmek ve öğrenmek istediğim birçok şey var, ancak bunlar, şu anda toplumda genel kabul gören ve gündelik hayatta sahip olduğumuz astroloji hakkında değil.

Astroloji ile ilgili kitapları okumaya başladığımda, kadim alimlerin yazılarının beni, modern yazıların çoğundan daha rahat hissettirdiğini fark ettim. Kadim yazıtların daha çok bir araştırma tarzını yansıttığı ve üniversite seviyesinde düşünmeye sevk ettiği kanaatindeyim.

Zaten bu yazıtların devamı niteliğindeki sonraki dönemde ise astrolojinin Avrupa’daki üniversite programlarının bir parçası olduğu yüzyıllar var. Ve üç yüz yıl önce astroloji, üniversitenin kapılarını terk etti ve aynı zamanda bilgi evriminin ana akışını da bıraktı. Benim açımdan bu insanlık için çok büyük bir kayıp, tam 300 yıllık bir kayıp.

Bilimsel araştırmaya inanan ve sebep sonuç ilişkisini materyalist anlamda kurma üzerine eğitilmiş bir jenerasyonda yetişmiş bir birey olarak astrolojiyle ilgili bir şeyden bahsettiğimde, genellikle çevremden bir miktar direnç görüyorum, bu konuyu hiç tartışmıyorlar bile. Büyük bir çoğunluğun günlük fallara ve tüm insanlığın 12 burç’a hapsedildiği yanılgısına odaklandığını görmek ise beni derinden yaralıyor.

Her gün farklı insanlarla konuştuğumuzda pratik, uygulamalı psikolojiden yararlanırız. İçgüdüsel olarak düşüncelerini ve tepkilerini tespit etmeye çalışırız, böylece davranışlarını açıklamak için kısa ipuçları çıkarabiliriz. Bu tür süreçlerle onların bilgi ve karakterine ilişkin görüşler oluşturabiliriz. Bu tür bir psikolojik analiz yaklaşımı tüm çevremiz ile olan ilişkilerimizin önemli bir parçasını oluşturur. Kişisel yeteneklere, keskin gözlemlere ve bireysel koşullara bağlı olarak, bu insanları değerlendirme yolunda belirli bir dereceye kadar ilerleyebiliriz.

Bu yargıları oluşturmanın gerçek sürecini anlamak için, biri diğeri kadar gerekli olan iki farklı yöntemin kullanıldığını görüyoruz — yani, deneyim ve düşünce veya deneysellik ve spekülasyon. Bu yöntemler yargı oluşturmada birinci derecede önemlidir ve iki farklı zihinsel işlemi gerektirir. Bir insan ilgili olayları, benzer zihinsel resimleri veya benzer olayları bulmada ne kadar çok deneyime sahip olursa, bu zihin onları geçmiş deneyimlerle ilişkili olarak doğru bir şekilde gruplamaya o kadar yatkındır.

Deneysellik ve spekülasyondan bahsetmişken…

Astrologlar, çok eski zamanlardan beri, gezegensel hareketlerin, konumların ve ilişkilerin kolektif olduğu kadar bireysel zihni de etkilediğinin farkındaydılar. Önemli astronomik olayların hem gruplar hem de tekil kişiler tarafından yanıtlandığını her zaman biliyorlardı. Belki de tepki tamamen bireyseldir ve kitlesel tepki, ortak bir hedefle ilgili bireylerin sayısıyla çarpılan ürün veya tüm bireysel tepkilerdir. Konu piyasaların işleyişine gelince ise bu, milyonlarca kişisel yanıtın ürünüdür. Göksel uyarana nasıl ve ne şekilde yanıt verileceği ise bilim adamının ve yatırımcının karar vereceği bir konudur. Bu konuyla ilgili birçok teori mevcut, ancak daha çarpıcı, mantıklı olanların birkaçından söz edebiliriz. Bazıları, astrolojik etkilerin doğrudan vücudun endokrin sistemi üzerinde etkili olduğuna, iç salgı bezlerinin etkinin yükünü taşıdığına ve etkinin boyutuna / kalitesine göre tepki verdiğini iddia etmektedir. Bu, insan davranışının iç salgı bezleriyle yakından bağlantılı olduğu göz önünde bulundurulursa, bilimsel açıdan da rasyonel bir teoridir.

Diğerleri, gezegenlerin konumlarının ve birbirleri ile yaptıkları açının etkisi ile kandaki asit-alkali dengesinin değiştiğini ve böylece mizacın veya alınan kararların bu değişimle ilişkili olduğu önermesini ileri sürmekteler. Tıbbi olarak “pH eğrisi” olarak bilinen ve kan dolaşımındaki nispi asidite ve alkalinite değerlerini ifade eden grafik, bizlere bireyin değişen ruh halini de göstermekte . Eğri düşük olduğunda, kişi depresyona giriyor ve yüksek bir eğri, genel olarak konuşursak, neşe ve hırs dönemlerine sebebiyet verebiliyor. Dolayısı ile, kişisel ve kolektif psikolojinin gizemli anahtarının veya en azından bir kısmının kan bileşenlerinde yatmasına ilişkin görüş, son derece ilginç bir olasılık. Kim bilir, belki de bir bireyin ve aynı anda geniş yatırımcı gruplarının veya diğer bireylerin çok hassas sinir sistemleri, gezegensel bir takım etkilere tepki veriyor olabilir. Olumsuz etkiler, düşünceler ve eylemlerdeki yansımalar ile sinir dengesini bozabilir. Olumlu etkiler, kişinin önceden düşünmeye daha fazla güvenmesi ve daha iyimser bir bakış açısı sürdürmesi için eğilimi yatıştırabilir.

Bütün görüşlerin temelinde aslında, gezegenlerin ve yıldızların etkileri ve bu etkilerin boyutlarına ilişkin teorilerin ötesinde, bu güçlerin gerçek olduğu ve bunlara yönelik kitlesel tepkinin, ekonomik yapımızın kamusal duygulara karşı en savunmasız olan bölümlerinde telaşlı da olsa tutarlı bir şekilde oluştuğu gerçeği yatmaktadır.

Evrendeki Sonsuz Hareket

Hareket halindeki her insan ya da nesne, başka bir güç onu bir değişikliği zorlayana kadar aynı hızda ve mevcut bir harekette kalma eğilimine sahiptir. Yıllar önce insanlar, bir kez harekete geçtikten sonra bu hareketi sonsuza kadar sürdürecek bir makine yapmayı düşündüler. Hareket halindeki nesneye geciktirici kuvvetlerin üstesinden gelebilecek ek bir kuvvet verilmediği sürece, her hareketin yavaşlamaya tabi olduğu gerçeğini gözden kaçırdılar. Sallanan bir sarkaç, havanın direnci ve süspansiyon noktasında oluşan sürtünme bu canlı mekanik etkiyi kademeli olarak geçersiz kılmasaydı, başladığı hızda sonsuza dek sallanacaktı.

Süreklilik ek mekanik iticiye, yeni güce ihtiyaç duyar. Bu nedenle, sürekli hareket halinde kalmasını sağlayacak fazla enerji üretebilecek bir makine inşa etmek bilimsel olarak imkansızdır.

Tek bir hissenin günlük veya haftalık hareketini çizdiğimizde, benzer yasaların yürürlükte olduğunu hemen anlarız. Bir hisse senedinin fiyatının, bir kişinin o belirli fiyatı isteme arzusundan kaynaklandığı anlaşılmalıdır. Bu, yatırımcının özgür irade kararı olarak adlandırılabilir.

Karar onun zihninden kaynaklanıyor!

Bir itici güç ile karar bireyin zihninde oluşuyor ve iradesindeki yansıma sonucunda da fiyatı oluşturuyor. Keskin düşüşler sırasında ise, çok sayıda insan kendi bireysel zihinlerinde hisse senedi satma arzusu duyuyor ve sistem biraz önce belirttiğim nitelikte çalışarak yeni fiyatı oluşturuyor.

Sıra yukarı yönlü harekete geldiğinde ise, aynı kişiler veya diğer yatırımcılar hisse senetlerini tekrar isterler ve onları özgür iradeleriyle, ödemeye razı oldukları bir fiyata satın alırlar. Çoğunluğun “özgür iradesi” hangi yönde hareket ederse etsin, hisse senedinin fiyatı bu yönde hareket edecektir. ( 2021 yılının başında bir Reddit grubunda bir araya gelip özgür iradelerini birleştiren ve GameStop hisselerinde % 1700'den fazla yükseliş sağlayan grubu hatırlayın.)

  • Yani sürecin sonuçtan bağımsız bir döngüsü vardır.

  • “E peki süreç kendini tekrar eden döngülerden oluşuyor ise neden devamlı aynı hareketi takip edip bu durumdan kar etmiyoruz?”

Borsadaki hisse senetlerinin, para piyasalarındaki kurların, emtiaların tamamı döngüsel olarak yukarı ve aşağı hareket eder, doğru!, ancak bu döngüler doğrusal değildir ve bu nedenle tahmin edilmesi çok zordur.

Peki, eminim bu noktada aklınızda en az iki soru var;

1- Özgür irademizin itici gücünün kaynağı nedir ve ne kadar “özgür” iradedir?

2- Doğrusal olmayan döngülerin tahmin edilmesi her ne kadar zor olsa da (en azından belli bir oranda da olsa) imkansız değil midir?

Sanırım farklı fiyat seviyelerinde sadece özgür iradenin değil, bazı dış güçlerin yatırımcıların zihinsel tutumunun değişmesine yol açtığı inkar edilemez, ancak bu dış güç onlar için görünmez ve duyarsızdır. Nihayetinde, hisse senedi hareketlerini, insanın “özgür iradesini” kontrol eden evrendeki iyi bilinen hareketlere atfetmek durumundayız. İleri yazılarımda onlarla tanışacağız ve onları ölçmenin yollarını paylaşacağım.

Bununla birlikte, sonsuz evrenin sonsuz bir hareket halinde olduğunu düşündüğümüzde durum farklıdır. Evreni nesnel olarak dolduran sonsuz maddeye uzay diyoruz, aynı zamanın sonsuz hareketi gibi.Bu durum, daha fazla açıklama olmaksızın, evrenin sürekli hareket halinde olduğu gerçeğini içerir. Bu büyük makine kendini sonsuz, kesintisiz hareketle besliyor.

Gerçek ve potansiyel enerjinin toplamı ebediyen aynı kaldığından, her engel eşdeğer bir enerji ile kaldırılır. Döngüsel sürekli hareket, evrenin herhangi bir kısmı için değil, yalnızca bütünü için mümkündür. Bu nedenle evrende kaza yoktur ve her şey olması gerektiği gibi olmaktadır. Fotoğrafın genelini görmek ise biz insanların harcı değildir, sadece Tanrı bunu bilir ve görür.

Fakat, biz insanlara bahşettiği bazı bilgiler ile istatistiksel olarak bu hareket döngülerinin olasılıklarını değerlendirebiliriz.

O zaman gelin gök cisimlerini gözlemleyelim, bakalım bizlere finansal piyasalar hakkında neler söylüyorlar…

Not: Serinin ilerleyen yazılarında döngüsel hareketleri ile piyasaların tahmini için kullanılan teknikler ile ilgili bilgilendirici yazılara yer vereceğim. Bunlara ek olarak BIST’te işlem görmekte olan hisse senetleri ile ilgili analizlerimi de sizlerle paylaşacağım. Tabi göz önünde bulundurmanız gereken önemli bir husus var ki o da: Yazılarımda paylaştığım bilgiler kesinlikle yatırım tavsiyesi değildir, yatırımlarınızı kendi “özgür iradeniz” ile yapın.

26 görüntüleme0 yorum